Bir adam nasıl yanar?

  

 

Benim ülkem arka sokaklar. Bu karanlık, bu kara, bu korkunç, bu dinç, bu hareketli, bu hayat dolu evler benim yurdum. Ne mutlu bana, çamur kokuyorum, çöpten toplanmış kağıt kokuyorum, bıçaklanmış bir adam gibi kokuyorum, hapisten yeni çıkmış gibi kokuyorum, yeniden hapse gidecek gibi kokuyorum. Rab! ne kadar güzel yaratmış çamuru!

Ya hu yüreğim sökülüyor! Ya hu bağırmaktayım! Ey Rab! çamuruna şükürler olsun senin! Rezilim, rezil olmaktayım, kirliyim, kirlenmekteyim; şükürler olsun sana! Ey Rab, iyi ki varsın! İyi ki güzelsin! İyi ki bizimsin! Hu sana, hu!


 

* * *

Neon ışıkları bir su birikintisine dökülüyor ve bıçaklanmış bir kadının kanı karışıyor suya. Tinerin 'mayhoş' yaptığı bir sokak çocuğu, patlak ayakkabılarıyla dağıtarak küçük birikintiyi dilenmeye, şişe doldurmaya ya da uyumaya gidiyor.

Bir sarhoş, omuzlarımı sıyırarak geçiyor yanımdan. Pazarlık kokuyor Acil Servis'in girişi. Kokoreç ve kan kokuyor. Elbiselerin içine gizlenmiş bıçakları, muştaları, dolarları, vesikaları, mektupları, tiner şişelerini, yavuklu resimlerini, hayalleri, yıkımları, iflasları, intiharları, kısacası hayatları ve hayatları hissediyorum.

Burası hayatın en dibi, en altı ve buraya aitim ben. Kaslarım, kemiklerim, zihnim, kalbim durmaksızın buraya çekmekte beni. Rezil olmaktan, sokaklardan, düşmekten, çamurlanmaktan korkmuyorum. "Bir tinerciyi hissetmeyen, bir sarhoşla çarpışmayan, düşürülmüş hayatlara masasını açmayan bir insan, kalbinde nasıl genç tutabilir imanı?" diye düşünmekteyim biteviye. "İmanı sağlam tutmak" değil kastım, "imanı genç tutmak"tan bahsetmekteyim şu an. Üşümekteyim şu an. Susamaktayım şu an ve susmaktayım.

Ey genç ve kara isyan! Ey isyan, Allah'a karşı bile sınandın sen ve geldin dünyanın bütün iklimlerinden ve geldin Afrika'dan, Asya'dan, yoksul ve çorak topraklardan geldin, kalbimin en sıcak, en ateşli, en deli yerine yerleştin. Şimdi seni tutup ellerinden, şu şehrin sokaklarında koştura koştura dolaştırmak var. Şimdi seni ateşe verip, duvarlara çarpa çarpa büyütmek var. Şimdi seni kırıp dökmek, sonra yeniden yeşertip, deli ve karanlık ve ürkütücü bir ormana çevirmek var.

Şimdi seni öpmek, koklamak, kıskanmak ve habire ve tükenmeden ve durup dinlenmeden sevmek var. Ah daha neler var, daha neler var, kalbim! Haydi bana en güzel şarkılarını söyle! En kara ağıtlarını yak! Sal beni bu uyuz, bu hastalıklı, bu köhne, bu vicdansız kolonilerin üstüne.

Kurtarma vakti geldi esirleri, köleleri, işçileri ve iman edenleri ve imansızları ve bizimkileri ve bizden olmayanları. Herkesi ve herkesi Nuh'un Gemisi'ne bindirme vakti geldi. Ey kalbim ve bütün kalpleri dünyanın, dansetme vakti geldi eziklerin türküsüyle ve zincirlerimizi birbirine vura vura kopartma vakti geldi dünyanın ipini. Kureyş kervanlarına bak ve okşa silahını! Vakti geldi.

Benim ülkem arka sokaklar. Bu karanlık, bu kara, bu korkunç, bu dinç, bu hareketli, bu hayat dolu evler benim yurdum. Ne mutlu bana, çamur kokuyorum, çöpten toplanmış kağıt kokuyorum, bıçaklanmış bir adam gibi kokuyorum, hapisten yeni çıkmış gibi kokuyorum, yeniden hapse gidecek gibi kokuyorum. Rab! ne kadar güzel yaratmış çamuru!

Ya hu yüreğim sökülüyor! Ya hu bağırmaktayım! Ey Rab! çamuruna şükürler olsun senin! Rezilim, rezil olmaktayım, kirliyim, kirlenmekteyim; şükürler olsun sana! Ey Rab, iyi ki varsın! İyi ki güzelsin! İyi ki bizimsin! Hu sana, hu!

 

İDRİS ÖZYOL

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !